Arkeoloji.Defineyolu.Com
Arkeoloji çalışmaları 19. yy'da hız kazanmış ve geçmiş döneme ait pek çok kültür ve medeniyet gün ışığına kavuşturulmuştur. Yapılan jeolojik araştırmalar dünyanın oldukça köklü bir tarihe sahip olduğunu göstermektedir. Eskiye dair belirgin bir tablo elde edilmiş ancak tarihlendirme konusunda henüz net bir gelişme kaydedilememiştir. O döneme kadar arkeoloji araştırmaları yer katmanları hesaba katılmadan yapılıyordu.
19. yüzyıla gelindiğinde ise üst üste yığılmış katmanlar fark edilmiş ve bu katmanların her birinin ayrı ayrı incelenmesi gerektiği fikrine varılmıştır. Böylece yıkıma uğramış şehirler üzerine yeni şehirlerin kurulmuş olduğu ve eski şehir kalıntılarının zamanla birer katman oluşturulduğu için her katmanın farklı bir döneme işaret ettiği ortaya çıkarılmış oluyordu. Bu durum çoğu yerleşim biriminin bir sebeple zarara uğrayıp terk edildiğine de işaret ediyordu. Toprak ve gelişen bitki örtüsü zamanla enkazın üzerini örtüp yeni bir katman oluşuyordu; bu yeni katmanda da yeni yerleşim birimleri kuruluyordu. Farklı dönemlere ait bu şehirleri birbirinden ayırt etmek eskiden oldukça zordu. Arkeologlar buluntuları toplarken bir yandan da kronolojik bir sıralama yapmak zorundaydılar. Ve elbette ki bu yöntem bağıntılı işliyor, gösterilen özen ve dikkate rağmen karmaşa bir türlü engellenemiyordu. Bugün ise arkeologlar bu zorluğun üstesinden gelmek için özel çaba sarf etmek zorunda değil, çünkü bilimsel tarihleme metotları sayesinde bulguları tarihlendirmek artık oldukça kolaylaşmıştır.
Günümüzde tarihlendirme için iki bilgiden yararlanılmaktadır; stratigrafi ve tipoloji. Stratigrafi ya da diğer bir deyişle katmanbilim , jeolojik birimlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin nasıl incelenmesi gerektiği hakkında bilgi verirken; tipoloji, birbirini izleyen farklı dönemlerin tipik nesnelerini saptamaktadır. Batık bir şehrin yaşını tespit edebilmek için daha birçok yardımcı bilgiye ihtiyaç vardır. Bunlardan biri de yazıt deşifreleridir. Eski kültürlerden günümüze ulaşan resim ve yazılardan konu edinilen olaylar bilinen tarihi yada jeolojik olaylarla örtüşüyorsa, bu bulgular tarihlendirme çalışmaları için çok iyi birer kaynak oluşturmaktadır. Yapı tarzı, kullanılan materyal ve metalin işleniş biçimi de şehrin yada eşyanın yaşını tespit etmeye yardımcı olmaktadır. Özellikle çanak çömlekler her devirde farklı işlenen seramik eşyalarda bir çok ipucu içermektedir. Yerin jeolojik değişimlerini iyi tanıtmak da tarihlendirme bakımından önem taşıyan diğer bir etkendir. Nitekim buz çağı, denizlerin alçalıp yükselmesi, büyük doğal afetler, akışlarını değiştiren nehirler yeryüzünde çok belirgin işaretler bırakmaktadır. Günümüzde jeologlar farklı yer katmanlarının yaşını tam olarak tespit edebilmektedirler.
Arkeolog, jeoloğun yer katmanlarıyla ilgili bilgisinden faydalanarak batık kentin yaşını hesaplamada yeni bir ipucu elde etmiş olur. Ancak bu sayılan yöntemlerden çok daha güvenilir yöntem vardır ki, o da son dönemde gelişen "radyokarbon yöntemi"dir. Son 60 bin yıl içinde meydana gelmiş olan arkeolojik, paleobotanik ve jeolojik olayların tarihlendirmesinin yapılabildiği radyokarbon tarihlendirme yöntemi, 1949 yılında Chicago Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışan Amerikalı kimyager Willard Frank Libby ve ekibi tarafından atom fiziği araştırmaları sonucunda keşfedilmiştir.
Radyokarbon yöntemi, arkeolojik kazılarda elde edilen ve içinde karbon elementi bulunan buluntulardaki radyoaktif 14C [radyokarbon] izotopunun yoğunluğunun ya da radyoaktivitesinin ölçülmesine dayanmaktadır. Büyük kısmı karbondan ve karbonun kimyasal bileşiminden oluşan organik organizmalardan gelen madde, buluntunun yaşını tarihlendirmektedir. Bir canlıdaki her karbon bileşeni, belli bir miktar radyokarbon içermektedir. Canlının ölümüyle birlikte radyokarbonun o canlı tarafından alınması sona ermektedir. Bu durumda ölü bedendeki karbon miktarı değişmemekte ancak radyokarbon kendi ışınımı yoluyla yavaş yavaş ayrışmaktadır. Radyokarbonun 5730 yıllık bir yarı-ömür süresi vardır ve buna göre ölen canlının bedenindeki saf karbon miktarında başlangıçtaki radyokarbon miktarı hesaplanabilmektedir. Ölmüş organizmalardaki radyokarbon miktarı 5730 yılda yarı yarıya azaldığından, kazılarda elde edilen organik kalıntılardaki radyokarbon miktarlarının belirlenmesiyle yaşlar kolaylıkla hesaplanabilmektedir. Bu yöntem sayesinde geçmiş zamanlardan kalma yerin manyetik alanı, iklim değişimleri ve güneş etkinliğindeki değişimler hakkında önemli bilgilere ulaşılmıştır. Ayrıca radyokarbon izi sürülerek gazların atmosferde nasıl ve hangi hızla karıştıkları da gözlemlenebilmektedir.